function goClicked() { $('#yunero').empty().append(' loading ...'); youTubeURL=$('#youTubeUrl').val(); loadYunero(); }

29 Aralık 2025 Pazartesi

BAŞKASININ EVİ KİTAP YORUMU :


ARKA KAPAK YAZISI : 
 Evinde kimin olduğunu bilmiyor ama neden orada olduklarını biliyor. İçeri kimi aldığına dikkat et… Caroline ve Francis kaydoldukları bir internet sitesinden ev değiştirme teklifi alırlar. Kısa süreliğine kendi evlerini bir yabancıya bırakıp başka bir yabancının evine giderler. Bu onlar için hem bir tatil olacaktır hem de evliliklerindeki pürüzleri gidermek için bir şans… Ama zaman geçtikçe sorunlar tekrar yüzeye çıkmaya başlar. Onlar ilişkilerini tamir etmeye uğraşırken yan binada oturan genç bir kadın da tüm hareketlerini izlemektedir. Yabancı oldukları bu evde zaman geçirdikçe Caroline olmadık şeyler keşfetmeye başlar. Banyodaki çiçekler, çalan müzik… Başkasının gözüne masum gelecek bu şeyler Caroline için birer ipucudur. Ev değiştirdikleri kişi bir yabancı değil mi? Yoksa unutmaya çalıştığı sırları bilen biri mi?


YAZAR : 
Rebecca Fleet  

ÇEVİRMEN : Engin Süren

YAYINEVİ : HEP KİTAP

SAYFA SAYISI : 288

YORUM:  Herkese merhaba. Arka kapak yazısını okuduğumda beni çok heyecanlandıran bir kitaptan bahsedeceğim bugün size. Entrika, gerilim, gizem üçlemesini içinde barındıran kitapları genelde seviyorum. Bu kitabı da epey keyif alarak okudum. Heyecanlı bir şekilde ilerledi ve güzel ters köşe bir final yaptı. Sayfaları merakla çevirdiğim bir kitaptı. Elimde çok sürünmeden bitirdim😋 Konusu arka kapak yazısında oldukça açık anlatılmış. Bu yüzden tekrar etmeyeceğim. Eğer heyecanlı bir kitap okumak istiyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Şimdiden iyi okumalar dilerim.💚

27 Aralık 2025 Cumartesi


 PEYGAMBERİN ENDİŞESİ KİTAP YORUMI: 

ARKA KAPAK:

Bu çağda peygamber olmak zor! Büyük Kent. Felaket Çağı’nda bir gün.
 
Mahşeri bir kalabalığı taşıyan metrodan inip, hayatta kaldığınız her güne şükrettiğiniz, bütün isyanınızı Twitter’dan dile getirdiğiniz, huzuru Instagram’da bulduğunuz sakin hayatınızın sıradan bir gününde düşle gerçek arası bir şey yaşasanız… Örneğin baş melek Cebrail size görünüp, “ahir zaman peygamberi” olduğunuzu ilan etse ve Tanrı’nın ilk emrini size iletip “Bak!” dese... Ne yapardınız? 
 

Peki en az sizin kadar sıradan biri karşınıza çıkıp peygamber olduğunu söylese ne yapardınız? 


YAZAR: YAVUZ EKİNCİ 

YAYINEVİ: DOĞAN KİTAP

SAYFA SAYISI: 175

YORUM: Herkese merhaba bugün yine çağdaş Türk edebiyatından bir eserle geldim. Daha önce Yavuz Ekinci'den Günün Birinde kitabını okumuştum. O kitap biraz daha masalsı biraz daha geleneksel bir yapıdaydı. O kitap Yaşar Kemal tadı vermişti. Peygamberin Endişesi ismiyle dikkatimi çekmişti. Arka kapağını da okuyunca çok merak etmiştim. Modern zamanlarda bir peygamber hikayesi çok iyi bir hikaye konusu. Bazı açılardan çok komik olabilirdi yahut ele alınışıyla dramatik. Lakin bu kitap biraz daha çok modern insan eleştirisi gibi geldi bana. Kitabın başından sonuna kadar şunu anlamaya çalıştım. Yazar dinlere eleştirel mi bakıyor? Yahut bir delinin haykırışlarıyla komik durumlar mı yaşanacak? Ve yine acaba gerçekten bir peygamber inerse ciddi ciddi neler anlatır ne demek isterdi insanlara? Ama kitap boyunca sorularıma pek yanıt alamadım. Gerçekten kitap boyunca Methi ismindeki karakterin halüsinasyonlar mı gördüğünü yoksa bunlar kitabın evreninde gerçekler mi anlayamadım. 

Kitabın dili sadeydi. Dinlere meraklı okurların değinilenlere, temas edilenlere ve göz kırpılan durumlara daha vakıf olacağını düşünüyorum. Bu da okuma zevkini arttırabilir. Genel olarak kitabın dünyası bana dar geldi. Biraz daha genişletilerek, daha çok kahraman eklenerek çok daha heyecanlı bir atmosfer yaratılabilirmiş gibi hissettim. 

PUAN: 2.8 


19 Aralık 2025 Cuma

RÜYA DÜKKANI KİTAP YORUMU


 ARKA KAPAK YAZISI :  Sadece uyurken ziyaret edebildiğiniz gizemli bir kasabada bulunan Dollagoot Bey’in Rüya Dükkânı’na hoş geldiniz! Çocukluk anıları, lezzetli yemekler, sahil kenarında gezintiler ve kâbuslar gibi her katında çeşit çeşit rüyalar satılan bu dükkânın, dünyanın dört bir yanından gelen hem insan hem de hayvan birçok müşterisi bulunuyor. Ziyaret öncesi pijamalarını giymeyi unutan müşteriler için ise Noktilukalar iş başında!

Dollagoot Bey’in Rüya Dükkânı’nda işe yeni başlayan Penny ile birlikte birbirinden farklı görevlere koşturacak, uykulu müşterileri karşılayacak ve tecrübeli Dollagoot Bey’den rüyalarla ilgili çok ilginç şeyler öğreneceksiniz. Ayrıca Kick Slumber, Yasnuj Otra, Wawa Sleepland, Doje, Aganep Coco ve daha nice rüya yaratıcılarıyla tanışma fırsatı yakalayacaksınız. Acaba bu sene Yılın Rüyası Ödül Töreni’nde, en büyük ödülü rüya yaratıcılarından hangisi alacak?

Yayımlandıktan kısa bir süre sonra Güney Kore’nin çok satanlar listesine girmeyi başaran genç yazar Mi-ye Lee’nin bu fantastik romanı ister bir genç ister bir yetişkin olun, hayal gücünüzü farklı bir âleme götürecek ve içinizi ısıtacak!

YAZAR : Mi-ye Lee 

ÇEVİRMEN :Tayfun Kartav

YAYINEVİ :PETA KİTAP YAYINCILIK

SAYFA SAYISI :  256

YORUM: Herkese merhaba. Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Kore Edebiyatını okumayı çok seviyorum ve bu kitabın konusu da beni fazlasıyla etkilediği için artık okumaya karar verdim. Rüyalar üzerine kurulmuş, müthiş bir hayal gücüyle yazılmış bir kitaptı bana göre. Okurken sık sık “Keşke bunun bir film ya da dizisi yapılsa” diye düşündüm.

Penny Dallagoot, girdiği bir mülakat sonucunda Rüya Dükkanı’nda çalışmaya başlar. Bu dükkan, insanların ve hayvanların rüya gördüklerinde gelip rüya siparişi verdiği ya da hazır rüyaları satın aldığı oldukça ilginç bir yerdir. Rüya yaratıcıları tarafından tasarlanan birbirinden farklı rüyalar burada satılmaktadır. Kitapta hem Penny’nin dükkânda çalışırken yaşadığı maceraları hem de rüya satın almaya gelen kişilerin hayatlarına tanıklık ediyoruz.

Bana göre oldukça dolu bir kitaptı. Hayatın derin noktalarına dokunuyordu. Kitaptan o kadar etkilendim ki, gerçek hayatta biri çıkıp “Uyurken istediğimiz rüyaları satın almaya gidiyoruz” dese, buna inanabilirmişim gibi geldi. Bu fikir bana çok mantıklı geldi. Hatta eğer Rüya Dükkanı’nda bize uygun bir rüya kalmazsa, elimize geçen ilk rüyayı alıp bu yüzden kabuslar görüyor olabiliriz diye düşündüm. Kitaptaki rüyalar çok hayatın içindendi. Ancak beni en çok etkileyen, ölülerin görüldüğü rüyalar oldu. 

Kitap genel olarak sakin bir şekilde ilerliyor; çok fazla aksiyon yok. Ortalarına doğru biraz sıkılır gibi oldum ama bunun benden kaynaklandığını düşünüyorum, çünkü kitaba bir süre ara vermiştim. Derin ve güçlü bir hayal gücüyle yazılmış, farklı bir kitap okumak isterseniz bu kitabı gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. İkinci kitabı da elimde, muhtemelen hemen ardından onu da okuyacağım.

Şimdiden herkese iyi okumalar. Hoşça kalın.💖

18 Aralık 2025 Perşembe


 MEZARLARINIZA TÜKÜRECEĞİM KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

Otuz dokuz yıllık renkli ve verimli yaşamı boyunca romanlar,şiirler, şarkı sözleri yazan,trompetten ve cazdan vazgeçmeyen, oyunculuk, şarkıcılık, mucitlikten de geri kalmayan ve doğal bir oyunbozan olan Boris Vian’ın meslek hayatında Fransız Standartları Enstitüsü’nü seçmiş olması belki de sanat dünyasının en parlak ironilerinden biridir. Dönemin diğer bazı isimleri gibi doğaçlama yaşayıp eser veren Vian bugün asıl olarak yazar kimliğiyle ve antimilitarist bakış açısıyla tanınıyor.

Vernon Sullivan müstearıyla kaleme alınan ve bir “beyaz zenci”nin intikam öyküsünü anlatan Mezarlarınıza Tüküreceğim, hakkında net bir yoruma varılması zor, açık uçlu yapıtlardan biri. Şiddet ve erotizm duvarını aşarak bir rehabilitasyon, bir katharsis yaşamak mümkün mü?  “Her şey”i görüp tanık olduğu için bir omuz silkme refleksi geliştirmiş olan günümüz insanı bu soruya ne yanıt verirse versin, kitaptan uyarlanan filmin galasında hayal kırıklığına kapılarak kalp krizinden ölen Vian’ın yapıtına sahip çıktığı ortada.

YAZAR: BORIS VIAN

ÇEVİREN: BİRSEL UZMA

YAYINEVİ: İTHAKİ YAYINLARI

SAYFA: 133

YORUM: Herkese esenlikler... Bugün yine uzun zamandır kalemiyle tanışmak istediğim bir yazar ve onun tartışmalı eseriyle geldim. Uzun yıllar önce aynı isimli bir film izlemiştim oldukça sert bir filmdi sonra bu kitaba uzun süre mesafeli yaklaştım, yazara da öyle. Ama daha sonra yaşım ilerledikçe, yazdıkça, okudukça aslında kaleminin bana hitap ettiğini düşündüm. Tanışmak bugüneymiş. 
Evet bu kitap oldukça tartışmalı bir eser. Yazarda eseri ilk önce takma adla yazıyor daha sonra yasaklanan kitap çok tepki almış. Günümüz okurları da tepkili... Birkaç yorum okudum ve çok daha uçuk, çok daha sert bir edebiyat beklerken aslında öyle bir şeyle karşılaşmadım. Elbet can sıkan yerler var ama buraları yazarın neden o şekilde yazdığını çok iyi anlıyorum. 
Metaforlarla dolu bir metin, psikolojik çözümlemeler gerektiren de bir metin bence. Hem ırkçılık üzerinden kurulan bir haksız dava ve etik olmayan intikam ritüeli işleniyor hem de eril bireyin intikam anlayışı çok da sert bir şekilde eleştiriliyor. 

İntikam almanın yahut kin beslemenin doğru düşünemeyen insanı ne hale getirdiği de gözler önüne acımasızca serilmiş. Bu kitabı insanlar ya sever ya sevmez elbet arası yok. Lakin kitabın sert dili ve anlatımının bir şeylere hizmet ettiğini anlamayan okur bence esere haksızlık ediyor. 

Eserin konusu malum. Kendini farklı hisseden ve bunu dönemin siyahileriyle özleştiren bir birey var karşımızda. Farlılığını siyahi olmasıyla tanımlıyor. Aslında farklı olması ruhundan geliyor. Ruhunun ve insana bakışının karalığını siyah insanların davasına sığınarak anlamlandırıyor. Kendisi elbet bir beyaz. Ama dedim ya ırklar, renkler bu kitapta başkaca anlamlar taşıyor. 

Kardeş gibi gördüğü bir siyahinin öldürülmesi üzerine yerleştiği kasabada kendince bir intikam peşinde Lee Anderson. Zengin bir aileyi gözüne kestiriyor bu ailenin kızları onun için biçilmiş kaftan... Nedeni tam olarak verilmese de dönemin ruhuna uygun olarak bu aile bir siyahi düşmanlığı güttüğü için de bu işe uygun. Gerisi karakterimizin yaptıklarını ve aslında yapmak arzusunda olduğu şeyleri kılıflandırma çabasını okuyoruz. 

Kitabı eleştireceğim yerler vardı elbet. Dili daha edebi olabilirdi, bazı yerlerin neden sonucu verilmemiş, bazı bölümler hızla atlanmış. Tasvirler ve karakter derinlikleri daha iyi olabilirdi. Ve diyaloglar kimi zaman sakil geldi. 
İşte böyle genel olarak ben sevdim. Vian'in diğer eserlerini de okumak istiyorum. 

PUAN: 3.7 

14 Aralık 2025 Pazar


 TELEF KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

Kısa bir konuşma yapmamı bekliyorlar benden. Çaldığımız onca kapıya rağmen, ağabeyimin yirmi yıl önce gözaltında göz göre göre kaybedilişiyle ilgili kesin bir bilgiye ulaşmış değiliz. Bu yüzden, söze nereden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Ağabeyimden “var” diye söz etsem yalan olacak, “yok” desem belki de var. Kayıp yakınlarına di’li geçmiş zaman yasak, geniş zaman dar.
 
Kurumuş ekmek, ölmüş bir gökyüzü, çiçeksiz saksı. Marşların, sızıların, yaraların hikâyesi… Kesik kesik… Bitmeyen gecenin, başsağlığına gelenlerin, dar sokağa bakan pencerenin, gidip de dönmeyenin uğultusu.
Telef, zifiri karanlığın ağıt romanı. Hep hatırlanan, her cumartesi hatırlatılan genç ölümler…
Attilâ Şenkon, ayrı ayrı zamanlarda, yan yana duruyor yangınlarla. Gecenin ortasında kelebek yumuşaklığı…

YAZAR: ATTİLA ŞENKON 

YAYINEVİ: İLETİŞİM YAYINLARI

SAYFA: 105 

YORUM: 

Herkese merhaba yine bir Attila Şenkon kitabıyla geldim. Bu kitap yazardan okuduğum beşinci kitap ve inanılmaz. Yazarı neden bu kadar geç keşfettim diye her eserinde hayıflanıyorum. Kalemi bana iyi gelen yazarlardan oldu Attila Şenkon... Bu kitabını Eskişehir'de bir sahaftan bulup almıştım kısa süre önce ve hiç bekletmeden okumak istedim. 

Kitap yarım kalmışlık öyküleri içeriyor... Siyasi cinayetler... Kalan kemikler... Arkadan ağlayanların ağıtlarını masala çeviren bir çocuk... 

İste kitap aslında bu. Bir kez daha ülkemin özellikle altmışlar ve doksanlar arasında olanlarla yüzleşmesi gerektiğini düşündüm. Bir gün birileri tarafından götürülen umutlu gençlerin ortadan kayboluş hikayeleri anlatılıyor kitapta. 

Şiirsel üslup hayran olunmayacak gibi değil.  Bir zamanlar diye başlayan hikayeler de ufak bir gülümseme yayıldı dudaklarıma. Bu gülücük ekşi bir tat bıraktı bende...  Ve yine yazar kitabın sonuna bir almanak koymuş, Rastlantı bu yaaaaa iştee bazı tarihlerde neler olduğu hatırlatılmış.... 

Hadi eyvallah ben gidiyorum. Okuyun efendim. Harikaydı.... 

Bol üç nokta koydum farkındayım çünkü kitabın özeti buydu. 

PUAN: 4.5 

11 Aralık 2025 Perşembe


 BABAMIN BAĞLAMASI KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: Beni bir ömür sekiz köşeli şapkasının gözünde taşıyan babamı başımın üstünde taşımak için yeniden uzun ve karlı yollara düştüm.

 
Yirmi beş yıl sonra bir gece yarısı kapısını çalıp ona üç günlük bir yolculuk ve ömürlük sorular bırakan Heves Ali’yi âşıkların bayramına yetiştiren Yusuf, arabasının bagajında babasının eski bavulu, ön koltuğunda üç telli bağlaması ve port bagajında tabutuyla bu kez toprağına, evine, kendine doğru yol alıyor... Babamın Bağlaması’yla Âşıklar Bayramı’nın ikinci perdesi açılıyor, Yusuf o derin kuyudan çıkıyor: Upuzun bir yolda, geçmişin sırlarıyla, geleceğin belirsizliğiyle ve hevesinden arta kalanlarla yüzleşen Yusuf, aşka, ayrılığa, ölüme ve yalnızlığa yakılmış yepyeni bir türküye kulak veriyor.
 
Cevdet Kudret Roman Ödülü, Attilâ İlhan Roman Ödülü, Fransa-Türkiye Edebiyat Ödülü ve Sait Faik Hikâye Armağanı sahibi Kemal Varol, sinemaya da uyarlanan romanı Âşıklar Bayramı’nın devamı olan Babamın Bağlaması’nda, merhaba ile hoşça kal arasındaki derin vadide yankılananlarla yine akıllardan çıkmayacak bir yolculuğa çağırıyor.

 
Çünkü ayrılık, sadece bir insandan değil, artık içinde olmadığımız bir hikâyeden de mahrum kalmak demekti.

YAZAR: KEMAL VAROL

YAYINEVİ: EVEREST YAYINLARI

SAYFA: 211

YORUM: Herkese merhaba bir sene önce okuduğum Aşıklar Bayramı'nın devam kitabını bitirdim. Neden bu kadar ara verdim bilmiyorum ama elim her gittiğinde araya başka kitaplar aldım. Neyseki bir sene geçmesine rağmen ilk kitabı unutmamıştım. Ufak detayları da yazar ikinci kitapta hatırlattı zaten. Bu sebepten zorlayıcı bir okuma olmadı, kopuk da hissetmedim. İki kitap da içsel yolculuk ve hesaplaşmanın anlatısı olduğu için odaklanmak da zor olmadı açıkçası. İlk kitap kadar duygulu değildim bu sefer sonlara doğru yine yazar beni yakaladı ama bazı bölümlerde biraz, "Buralar çok mu uzun olmuş acaba..." dedim.  Okuduğum için mutluyum. İçeriden, duygulu ve güzel bir hikayeydi. 

İlk kitabı okumayanlar için çok sürpriz kaçırmamak adına şöyle demeliyim. İlk kitabın tam olarak bittiği yerde başlıyor ikinci kitap. Aradan geçen bir yıla rağmen kitaba başladığımda sanki yalnızca bir saniye öncesindeymiş gibiydim. Kitapların yayınlanma aralığı göz önüne alındığında bu çok başarılı bir iş. Usta yazarı tekrar tebrik etmek gerek. Yusuf yine babasıyla yollardaydı bu kitapta.... Yine sessiz bir yolcuktu... Yine menzil bir ayrılık durağıydı.... 

Çok anlatmaya gerek yok kitabı. Bir baba oğul hikayesi , yarım kalmışlık ve ne yazık ki tüm hayat boyunca yarım kalacak olmanın anlatısı diyelim. 

Tavsiyedir. 

PUAN: 4.0

30 Kasım 2025 Pazar


 ADEMDEN ÖNCE KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

Âdem’den Önce rüyalarında tarihöncesi bir çağda yaşayan alter ego’su Kocadiş’in başından geçenleri gören modern bir Amerikalı çocuğun öyküsüdür. O çağda üç ayrı tür insansı bulunmaktadır: Henüz ağaçtan inmemiş, vahşi maymunlara daha yakın Ağaç İnsanları; Kocadiş’in “Halk” olarak adlandırdığı ve kendisinin de ait olduğu, hem ağaçlarda hem de mağaralarda yaşayan tür; bir de bu insansıların en gelişmişi olan, ateş yakıp ok ve yay kullanan Ateş İnsanları.

 Eser 20. yüzyıl başlarında evrim meselesini kamuoyunun gündemine taşımasıyla dikkat çeker. London modern anlatıcısının binlerce asırlık bir mesafeden baktığı ilkel insanın düşünce yapısını düş gücüyle zenginleştirerek aktarır. Uzak atalarımıza ve içinde yaşadıkları, dur durak bilmeyen bir çatışma ve hayatta kalma mücadelesinin süregeldiği gaddar dünyaya ilişkin karanlık bir tablo çizer.

YAZAR: JACK LONDON 

ÇEVİREN: LEVENT CİNEMRE 

YAYINEVİ: İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

SAYFA: 152

YORUM: Herkese merhaba okumayı çok sevdiğim Jack London kitaplarından belki de en ilginciyle geldim. London genelde denizcilik, kuzeyde gecen maceralar ve biraz da hayvanların kahraman olduğu eserler yazmış. Kalemine aşına olanlar yazarı bu şekilde tanıyor fakat zamanında tefrika halinde basılan Ademden Önce sanırım onun en özel kitaplarından. Yeni yeni Darwin ve evrimin bilim camiasında yayılmasıyla başlayan tartışmalarda - o zamanlar kısıtlı bir bilgi birikimi olsa da- London tarafını belli ediyor. Kitabın sonunda yer alan açıklama Açıklamalar ve Paylaşımlar kısmında çevirmen Levent Cinemre de bu konulara değinmiş çok uzatmayayım. 

Dönemine göre oldukça cesur ve bazı açılardan öngörüsü yüksek bir kitap. 1906 yılında yazılması göz önünde tutulursa esere günümüzde burun kıvırmak mümkün değil. Kapak tasarımının da bence kitabın ağırlığından biraz törpülediği kanısındayım. Uzattım, tamam konusuna gelelim...

Kitabımızda bir çocuk var. Rüyalarında kendine ait olmayan anılar, hatıralar ve tabii ki bir mekanlar görüyor. Uyanık olduğunda göremediği cinsten insanlar, görmediği cinsten ağaçlar ve doğa... Başlarda yadırgamıyor ama büyüdükçe farklı olduğunu anlıyor. Kimseye anlatamadığı bir sırrı var artık... 

Bu kişi atalarından miras kalan anıları birer film gibi izliyor rüyasında. Düşleri onu Pleyistosen Çağı'na kadar götürüyor. Bu fantastik temelin üzerinde yükselen gerçeğe çok yakın bir eser okuyoruz. Ben kitabın arka kapağını okuduğumda ikili bir anlatı beklemiştim. Gündüz yaşantısı ve bir hikaye daha sonra geceleri düşlerdeki gerçeklikler. Hayır öyle değil. Bize hikayesini anlatan kahramanımız normal hayatına pek değinmeden düşlerinden derlediği öyküleri bir bütün içine sokarak bize anlatıyor, biz de günümüzden binlerce yıl öncesine gidip insanın o acımasız doğasıyla yüzleşiyoruz. 

Kitapta üç tür var. Biri insansı, maymuna daha yakın olan bir tür. Anlatıcı bunlara Ağaç İnsanları diyor. İkinci tür anlatıcının da dahil olduğu Halk. Bunlar karada yaşamaya biraz daha uyum sağlamış yavaş yavaş dikleşen ama yine tam olarak insan diyemeyeceğimiz canlılar. Üçüncüsü ise modern insana çok yakın Ateş İnsanları... Bu üç ırkın birbirine yaklaşımları, tarih öncesinden esen bir rüzgarla bize anlatılıyor. Kitap akıcı, dili güzel. Dönemine göre cesur, bilemedim daha ne demeliyim. 

Tefrika edildiği için belki de bir kaç yerde tekrara düşülmüş. Bazı kelime seçişleri atmosferin büyüsünü bozuyor ama bu çeviriden mi yoksa orijinal metin de de o kelimeler mi yer almış bilemiyorum.  London okumayı seviyorum. Bu kitap da yazarın başka bir tarafına ışık tutuyor. Okuyun erim. 

PUAN: 3.9 


26 Kasım 2025 Çarşamba


 AŞK ARTIK BURADA OTURMUYOR KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK:

 Sevgilisi tarafından terk edilen kadın kahramanımız, aşk acısından ne yapacağını bilmez haldedir. Falcılardan, medyumlardan medet umarken ve gecesi gündüzüne, geçmişi bugününe karışmış halde düşler görürken karşısına “Neomikrobiyoloji” uzmanı hücre mühendisi Nizami Öney çıkar. Kaçak sevgiliyi bir saç telinden yeniden üretmeyi başaran Nizami Bey’le beraber, kendi durumundaki kadınlara yardım etmek için bir “Mutluluk Kliniği” kurar. Ancak laboratuvarda yeniden bedenlenen bu sevgililerle ilgili bir sorun vardır: Kliniğin hizmet koşulları, beğenilmeyen erkeğin iadesini de kapsamaktadır.

 
Zincir gibi birbirine eklenen öykülerin oluşturduğu bir roman olan Aşk Artık Burada Oturmuyor; ayrılıklar, aşk acısı, kavuşma ve düş kırıklığı döngüsünde, kadının gözünden erkeği, erkeğin gözünden de kadını göstererek ironiyi ve empatiyi yan yana getiriyor.

YAZAR:  Nazlı Erey 

YAYINEVİ: EVEREST YAYINLARI 

SAYFA: 144

YORUM:  Herkese merhaba bugün kalemiyle tanışmayı çok istediğim bir yazar ve eseriyle geldim. Nazlı Eray Türkiye'de büyülü gerçekçilik denildiğinde akla gelen ilk isimlerden bir olarak dikkat çekiyor. Ayrıca bir yönüyle Ankara yazarı olması da benim için büyük bir artıydı. Bundan hep aklımda kalemiyle tanışmak vardı.  Eskişehir ziyaretimde bir kitapçıda görmüştüm, "Aşk Artık Burada Oturmuyor," kitabını. Fiyatı da çok çok uygundu hemen aldım. 

Özellikle arka kapak yazısı çok iddialıydı. Yazıldığı dönemi düşündüğümüzde gerçekten döneminin ötesinde bir fikri okuyacağımı hissetmiştim.  Kitap çok da başarılı başladı, her sayfada, "Hadi," diyerek beklediğim olaylar bir türlü gelmedi burada biraz keyfim kaçtı. Terkedilen bir kadının hezeyanları gerçekten çok güzel anlatılmıştı orası kesin lakin arka kapaktaki olaylara gelmek istiyordum.  Lakin son yirmi sayfada çözüm bölümünde beklentilerimi karşılamayan bir şekilde konu işlendiğinde hayal kırıklığı yaşadım. Sanırım ben fazla beklentilere girmiştim bilemedim. 
Sanıyorum yazara başlamak için yanlış kitaptı bu. Kabul, ayrıca hala diğer kitaplarını çok merak ediyorum yazarın. Okumaya devam edeceğim. 

Kitabın tam olarak konusundan ve içeriğinden nasıl bahsedebilirim bilemedim. Terk edilen kadınların hüzünleri, bu durumla baş etme yöntemleri ele alınıyor. Bana kalırsa bazı yerlerde hicivle karışık eleştiriler mevcuttu. Büyülü gerçekçilik biraz fazlaydı bu da tam olarak neredeyim sorusunu sordurdu bana. Benim izlenimlerim böyleydi. Sizin Nazlı Eray'dan okuduğunuz ve okumalısın dediğiniz bir eser varsa tavsiyelerini bekliyorum. Başka bir eserde görüşmek üzere.... 

PUAN: 3.6 



18 Kasım 2025 Salı


 KİTAP YİYİCE KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

Adar Cardoso ve Faustino da Silva yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, yaramazlıklarıyla çarşıyı pazarı birbirine katan, şölenleri yağmalayan, uyuyan balıkçıların bıyıklarını kesen, arakçılıkta usta Lizbonlu iki küçük yumurcaktır. Günlerden bir gün talihsiz bir kovalamaca sırasında Gonçalves adında bir papazın eline düşerler. İki çocuğu kilisesinin mahzenine kapatan bu papazın tek amacı onlara okumayı öğretmektir. Açlık ve sefalet içindeki ikiliden Adar, burada en kıymetli parşömenlerden birine yazılmış eski bir kodeksi yiyiverir… Bu büyülü kitap onu kitap yemeden duramayan, şehrin kütüphanelerini altüst edecek Kitap Yiyici’ye dönüştürecektir.

Sırtını edebiyat devleri Pantagruel ve Gargantua’ya yaslayan bu kitap, okurları 1488 Lizbon’unun ara sokaklarından şölen sofralarına, manastırlarından göz kamaştırıcı kütüphanelerine uzanan benzersiz bir yolculuğa çıkarıyor. Masalsı üslubunu ve kıvrak kalemini kitaplar ve kütüphaneler üzerine özenli bir araştırmayla destekleyen Malandrin, ruhlarını kitapla besleyenlerin sofralarına benzersiz bir katkıda bulunuyor

YAZAR: STEPHANE MALANDRIN 

ÇEVİREN: KENAN SARIALİOĞLU 

SAYFA: 128

YAYINEVİ: İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI 


YORUM:  Herkese merhaba kitaplarla dolu bir kitapla geldim.  Kitap ilk çıktığında gerek hikayenin geçtiği tarih gerekse kitaplarla bezeli konusu çok hoşuma gitmişti. Ne okusam soruma ilk yanıtlardan biri olarak elim bu kitaba gitti ben de hevesle başladım. 

Kitabın konusu İspanya 1470'li yıllarda dini açıdan karışıklıkların olduğu epey hareketli yıllar. Bu yıllarda Yahudi olan bir kadına zorla Hristiyanlık benimsetilmiş daha sonra içten içe hala Yahudiliğe bağlı olduğu anlaşılınca kocası öldürülüyor kendisi de hamile bir şekilde Lizbon'a kadar kaçıyor. Kadın orada kendisi gibi hamile  çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan bir kadınla dost oluyor. Kısmet bu ya aynı gün doğuruyorlar. İspanyadan kaçan zavallı kadın Adar Cardoso'yu doğururken ölünce diğer kadın bu çocuğa sahip çıkarak kendi oğluyla kardeş gibi büyütüyor. 

Yıllar geçiyor ve Adar ile Faustino ele avuca sığmayan çokça yaramaz bir ikiliye dönüşüyorlar. Yaramazlıklarının birinde bölgenin mendebur papazının eline düştüklerinde asıl hikaye başlıyor. Gizemli bir kitap, iki çocuk, bir de zindan. Adar bu zindandan bir Kitap Yiyici olarak çıkacak.... 

Kitap fazlasıyla metaforik bir anlatıma sahip  eseri tam olarak yorumlamak ve anlamak için sanırım dönemin şartlarına, Yahudi mitlerine ve ayrıca Hıristiyan anlatılarına hayli hakim olmak gerekebilir. Ben kendimce anlamlandırmaya, yorumlamaya çalıştım elbet ama mutlaka eksik kalan yanlar olmuştur. Kitabın dili aslında bir yere kadar güzeldi sonra çok genel betimlemelerle  bazı tutarsızlıklarla beni sarstı. Bir devin çatıları delmesi anlatılırken normal boyutlarda bir kitabı ısırarak yemesi gibi boyutlandırmada biraz sorunlar vardı gibi. Temel olarak Hıristiyanlığın yaşanış biçimi, bazı gelenekleri ve dini kitaplara yönelik eleştiriler vardı. Oldukça üstü kapalı yapılsa da bunlar anlaşılacak kadar açıktı. 

Tam olarak sevdim yahut sevmedim diyemiyorum. Farklı bir tadı olan garip bir kitaptı. Bir inanca bir bölgeye bir çağa ait olduğu için evrensel şeyleri bulmak empati kurmak biraz zordu benim için. Şans verin derim. Bir başka eserde görüşmek üzere hoşça kalın. 

PUAN: 3.2

11 Kasım 2025 Salı


 İÇİMDE KİM VAR KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

Babasını hiç tanımayan, baba ve koruyucu özlemini, usta-çırak, baba-kız, öğretmen-öğrenci ilişkisi kurduğu bir yabancıda gideren Suna; babasının yerine bir yabancıya hayranlık duyan otelci genç Çiko; oğlunu hiç görmemiş, kendi dünyasında boğulmuş bir kayıp baba, Orson Cezmi; Orson’un garip dünyasını paylaşan set işçisi Rıza; babasını eski bir filmde, İstanbul’un saklı köşelerinde kendi içsel yöntemleriyle arayan Metin; oğlunu yalanla büyüten, bütün hayatını bir yalan üzerine kuran Behice... Asla kesişmeyen paralel yaşamlarında mutsuzluklarıyla yoğrulanlar ve bir insanın, herkesin zihninde farklı oluşan portresi 



YAZAR: YEKTA KOPAN 

YAYINEVİ: CAN YAYINLARI

SAYFA: 182 


YORUM: Herkese merhaba bugün Yekta Kopan'ın bir eseriyle geldim.  Daha önce yazarın "İki Şiirin Arasında" eserini okumuş çok sevmiştim. Okurken müzik çalan kitaplardandı. Hüzünlüydü... O dönemler yazarın bu kitabı D&R Can Yayınları yedi lira kampanyasındaydı hemen hevesle almıştım. Çok uzun yıllardır kütüphanemde öylece bugünü bekledi sabırla ve zamanı geldi. Okudum. İyi ki de okudum. Çok geç bile kalmışım çok sevdiğim bir kitap oldu. Dili, anlatım biçimi bana çok hitap etti. İç içe geçmiş yaşamların romantik sıradanlığında kendi hayatınızdan çok iz buluyorsunuz. Hayatın alaycı tesadüfleriyle harmanlanmış temelde öykü öykü ilerleyen bir roman. Evet kesinlikle bir bütünlük sağlıyor ve bir roman okuyorsunuz. Ama kimi bölümler upuzun monologlarla dolu. Kimi bölümler tek taraflı mektuplarla...  Kopan okumalarına çok ara vermeden devam etmek istiyorum. Şu an elimde başka kitabı olmasa da kısa süre de yeni bir kitabıyla tanışmak için heyecanlıyım.  

Kitap hiç durmayan bir yağmur akşamında başlıyor burası kitabın çatı kısmı diyebiliriz. Metin Konur'un masasına konuk olup bütün gece onunla "Yurttaş Kane" filmini izliyoruz ve arada bazı insanların hayatına şahit oluyoruz. Orson Cezmi,  Suna, Behice,  Rıza, Çiko'nun yaşamlarına tanık olurken Metin Konur'un bu karakterler arasında bir pinpon topu gibi sekişlerini okuyoruz. Kitabın geneli bilinç akışı ile yazılmış bu sebepten olay örgüsü  yoğun olsun, aksiyonu bol olsun derseniz bu kitap size hitap etmeye bilir. Ben çok sevdim önerimdir... 


PUAN: 4.2 



5 Kasım 2025 Çarşamba


 SEMERKANT KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

Amin Maalouf, Doğu'ya, İran'a bakıyor. Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının  çevresinde dönen içiçe iki öykü...

1072 yılında, Hayyam'ın Semerkant'ında başlayan ve 1912'de Atlantik'te bitmeyen bir serüven...

Bir elyazmasının yazılışının  ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran'ın tarihinin de okunuşunun öyküsü/ tarihi... 

Yazar: Amin Maalouf 

Çeviren: Ali Berktay 

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Sayfa: 318 


YORUM: Herkese merhaba yine çok okunan çok bilinen artık klasikleşmiş bir eserle geldim. Uzun zaman önce bir sahaftan Semerkant'ın 2009 baskısını bulmuştum. O zamandan beri de kitabı okumak için çok sabırsızdım ve yılın son aylarında artık zamanının geldiğini düşündüm. Kitap aslında dört bölümden oluşuyor fakat ana eksen iki farklı hikayede dönüyor denebilir. İlk yarı binli yılların başında Büyük Selçuklu Devletinde geçiyor. Bir çok tarihi kişilikle beraber İran'da Özbekistan'da dolaşıyoruz...

Bu ilk bölüm gerçekten çok güzeldi. Hayyam, Nizamülmülk, Hasan Sabbah gibi tarihi figürlerle bir hayalin içinde dolaşıyorsunuz. Fakat ikinci bölüm benim için çok tatmin edici değildi. 1900'lerin başında Benjamin Lesage ile beraber Rubeiyat'ın peşine düşüyoruz. Bu tarihte İran iç karışıklıkları, meşrutiyet arzusu ve bir çok çatışmanın, kargaşanın göbeğinde İran siyasi tarihine dalıyoruz. Buralar fazlaca ansiklopedik bilgi gibi geldi bana. Çok fazla siyasi olay bunların ardındakileri okurken birden kurgu kayboldu ve sanki ben siyasi tarih kitabı okuyor gibi hissetin. 

Bu bölümlerdeki kurgunun zayıflığı okuma ritmimi önemli ölçüde düşürdü. Ne yazık ki ilk bölümdeki tadı ikinci bölümde alamadım fakat ne olursa olsun yine de güzel bir kitaptı. Üslup ve dil açısından da bazı eleştirilerim var aslında ama bendeki baskının epey eski olmasından kaynaklı belki de çeviriden kaynaklı olabileceğini düşünüyorum. Özellikle Hayyam ve Nizamülmülk'ün diyalogları nedense biraz yapay gibi geldi bana. 

 Kültleşmiş bu eseri okumuş olmaktan mutluyum ve tarihi kurgu okumak isteyenlere tavsiyemdir. Bir sonraki kitapta görüşmek üzere hoşa kalın. 


PUAN: 3.3

10 Ekim 2025 Cuma


 CENNETİN DİBİ KİTAP YORUMU: 


ARKA KAPAK: 


Cehenneme Övgü’de"bu dünya"yı sorgulayan Gündüz Vassaf ikinci kitabında "cennet"e, hem de cennetin ta dibine el atıyor. Mizahla bilimkurgunun, düzyazıyla bilimsel makale üslûbunun harmanlandığı kitapta, ‘yanlışla doğru’, ‘yalanla dolan’ sırt sırta duruyor. Bu kitapta Freud’un kuramlarının hayata geçirildiği Amsterdam genelevlerinde dolaşabilir, hükümet kiralayabilirsiniz; hatta 100 dolara bir Amerikan şirketi bile satın alabilir, isterseniz yeni yaşam biçimlerinin hayata geçirildiği özgür kolonilerde yaşayabilirsiniz. Gündüz Vassaf, düşgücünün sınırlarını zorladığı Cennetin Dibi’nde, "gelecekte yolculuğa" davet ediyor bizi.

"Gündüz Vassaf düşgücünün avukatı, düzyazımızın en özgür ruhlu kalemi..

YAZAR: GÜNDÜZ VASSAF

YAYINEVİ: İLETİŞİM YAYINLARI

SAYFA: 246


YORUM:  Herkese merhaba bugün uzun süre önce okuyup hayran kaldığım Cehenneme Övgü ile beni mest eden Gündüz Vassaf ile geldim. Cehenneme Övgü kitabından sonra yazarın o zamanlara yeni çıkan kitabı Ressamın İsyanı'nı okumuştum. Yalan yok o kitap beni biraz yorunca Vassaf okumaların ara vermiştim. Cennetin Dibi kitabının da Cehenneme Övgi gibi beni mest edeceğini düşünerek fazla beklentiyle başladığımı söylemeliyim ama Cehenneme Övgü'nün yerini tutmadı bu kitap açıkçası. Eserde daha çok Amerika ve Avrupa hareketlerinin absürtlüğünü konu aldığı için biraz konulara yabancı kaldığımı düşünüyorum. Elbet çok güzel saptamalar vardı, elbet insanlığa dair mesajlar ve iktidar yahut patronların halkı nasıl manipüle ettiğini anlattığı kısımlarda ilginç yaklaşımlar vardı. Yine de okurken kitabın akıcılığında biraz sorun olduğunu düşündüm. 

Eserdeki denemeler 1992 yılına ait olduğu için çoktan eskimiş problemler, yahut çoktan yeterince tartışılmış konulara yeniden bir bakış atmış olmak garip geldi. Günümüzdeki problemleri ve yazarın bunlar hakkındaki düşüncelerini okuma isteği oluştu içimde.  Belki de bu kitap için en iyi zaman şimdi değildi bilemedim. Elbette Gündüz Vassaf günümüzün çok önemli bir entelektüeli. Değeri tartışılmaz, eserleri her zaman okunmaya değer. Sizler de bir şans verin derim.


PUAN: 3.6 

25 Eylül 2025 Perşembe


 ATLARI BAĞLAYIN GECEYİ BURADA GEÇİRECEĞİZ KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK:  

Cesaretimiz var mı her şeyi bir anda öylece bırakıp gitmeye? İnsan her nereye giderse gitsin kendini de beraberinde götürmez mi? Varlığından güç aldığımız arkadaşlar ne zaman yük haline geldi? Hepimiz başarılı olmak zorunda mıyız bu hayatta? Her seferinde duvara tosladığımız halde hâlâ yeni ilişkiler kurmaya, var olanı kurtarmaya çalışmak hayal kırıklıklarına bağımlı hale gelmemizle açıklanabilir mi? Melisa Kesmez, heyecanlı ve mütevazı sesinin her satırda hissedildiği kısa öykülerinde soruları müzikle, dramla, şiirle yoğuruyor, cevapları ise nüktedanlığı da elden bırakmayarak veriyor.

“Aklımızın devre dışı, sadece kalbimizin olduğu” yeniyetmelikten zaman mefhumunun olmadığı balık krakerli ve kaygısız çocukluk yıllarına, yüzyıllık dostla oturulan öğle rakısından patrona son çare olarak yazılan istifa maillerine, sevdiğimiz “o” olmayı çoktan bırakmış uzatmalı evliliklerden gel demese de gittiğimiz, gitmek istediğimiz sevgililere, eski sevgililere, aileye, aldatmalara, aldatılmalara; üzerimize haddinden fazla gelen ancak bir türlü vazgeçemediğimiz “modern dünyamızın” tüm inceliklerine dokunuyor, yalın ama coşkulu, naif ama kararlı, fısıldıyor kulaklara: Atları Bağlayın, Geceyi Burada Geçireceğiz.

YAZAR: MELİSA KESMEZ

YAYINEVİ: SEL YAYINLARI

SAYFA: 138

YORUM: Herkese merhaba bugün size çok uzun seneler önce aldığım ama bir türlü okuma fırsatı bulamadığım kitapla geldim. Melisa Kesmez'in kalemiyle, öyküleriyle ilgili çok yorum gördüm. Beğeneni çoktu...

Ne yalan söyleyeyim öyküler bana hitap etmedi. Günlük yaşamadan kesitlerle sunulan ve hep "Ben" dili ile anlatılan hikayeler benim için biraz yavan kaldı. 25 öykünün hemen hepsi aynı temalardaydı biraz anı tadında geldi bana. Toplumsal olaylar, cinsiyet eşitliği, kadının toplumdaki yeri gibi bir çok noktaya değinen yazar bu açıdan değerli bir iş yapmış elbet. Benim eleştirim öykülerin tekdüzeliği ve heyecanının biraz bence eksik kalmasıydı.

Kitabın ismi çok güzeldi bu isim bana daha masalsı biraz daha belki sıra dışı öyküler okuyacağım hissini uyandırdı ve eleştirel gerçekçi tonda anı tadında hikayeler okuyunca beklentimi karşılamadı. 

PUAN:  3.0 

14 Eylül 2025 Pazar


 ÖLÜMSÜZLÜK VE PILGRIM KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 15 Nisan 1912’de –Titanic kazasının yaşandığı tarihte– Londra’da Pilgrim adlı esrarengiz bir aristokrat kendini asarak intihar eder. Beş saat sonra bulunduğunda kalbi mucizevi bir şekilde atmaya devam ediyordur. İlk intihar girişimi değildir bu...

Pilgrim dostu Leydi Sybil Quartermaine eşliğinde Zürih’teki ünlü Burghölzi Kliniği’ne yerleştirilir. Orada, kolektif bilinçdışının mistik kâşifi Carl Gustav Jung ağzını bıçak açmayan bu esrarengiz hastadan çok etkilenecek, varoluşunun ardındaki gizemli hikâyeyi ortaya çıkarmaya çalışacaktır.
Pilgrim kendi hayal dünyasında yaşayan bir şizofren midir? Capcanlı anlatımlarla aktardığı yüzlerce yıllık anıları düşler ve fantezilerden mi ibarettir? Delilik midir söz konusu olan yoksa dehanın mucizeleri mi? Pilgrim’ın hayatını ve akıl sağlığını irdeleyen Jung zamanla kendi hayatını ve akıl sağlığını da sorgulamaya başlayacak, hayatı, evliliği ve ruh bütünlüğü sarsılmaya başlayacaktır. Pilgrim denen muamma Jung’un laneti mi kurtuluşu mu olacaktır?
Yaşamın ve ölümün, ruhun ve hafızanın, gerçekliğin ve düşlerin derinliklerine dalan, tarihsel gerçeklerle kolektif bilinçdışının gizemlerini birbirine ören bu sürükleyici romanda psikoloji, edebiyat ve sanat tarihindeki ünlü figürlerin sırlarına tanık olacak, delilik ve deha arasındaki bağları keşfedeceksiniz.

YAZAR: TİMOTHY FİNDLEY

ÇEVİREN: DİLEK ŞENDİL

YAYINEVİ: KORİDOR YAYINLARI

SAYFA: 596 

YORUM: Uzun bir aradan sonra herkese merhaba bugün çok merak ettiğim severek aldığım bir kitapla geldim. Kitabın konusu çok ilginç bir o kadar karakterler de çok ilginç. Ana karakterlerden biri Carl Gustav Jung  daha ne olsun... Diğer bilindik karakterler ise Oscar Wilde, Leonardo Da Vinci ve daha niceleri. Eh böyle olunca kitapta sanat tarihi, psikoloji ve felsefe iç içe geçmiş durumda. İlk okumaya başladığımda kitabı çok sevdim sanırım 350 sayfa çok rahat aktı gitti. Sonra zorunlu olarak kitaba aralar vermek zorunda kaldım bir kaç günde bir elime alıp yirmi otuz sayfa okumaya başladım. Tamam bu kitabın suçu değildi ama daha sonra çok gereksiz ayrıntılar ve fazladan uzatılan anlamsız bölümler beni rahatsız etmeye başladı. Ana konudan çok sapılan ayrıntıya kaçan anlatılar okumayı zorlaştırdı zaten ritmimi kaybettiğim için kitabın kalan kısmı biraz daha zorlu geçti. Belki ara vermek zorunda kalmasam bu bölümlerden çok da rahatsız olmazdım bilemiyorum.

Kitabın baş kahramanı ölemeyen Pilgrim. Bu kelime Latince kökenli ve hacı, yolcu, gezgin gibi anlamlara geliyormuş. İsminin anlamını çok iyi yansıtan kahramanımız bir nevi ölümsüz ölemiyor. Kitap onun intihar etmesi ve ölememesi üzerine kurulmuş. İntihar eğiliminden dolayı en yakın dostu onu Zürih'teki  Burghölzli Kliniği'ne yatırıyor. Burada biraz soru işaretleri var. En yakın dostuna ölmeden önce bırakılan günlükler var fakat en yakın dostu zaten onun tüm sırlana vakıf bunu yapması için nasıl bir motivston ile yapıyor açıklanmamış... Neyse çok da keyif kaçırmak istemem ama bazı noktalar havada kalıyor bağlantı kurulmamış yahut kurulamamış. Özellikle en yakın dostu Lady Queatermaine ile olan ilişkisi davranışlarının tam olarak çözümlenmesi konusunda eksikler vardı.

Kitabın çok uzun bir kısmı klinikte Jung ve Pilgrim arasındaki mücadele ile sürüyor. Bu arada Jung'un kurgusal ailevi ilişkileri, psikolojik yaklaşımları irdeleniyor. Psikoloji sevenler için gerçekten lezzetli bölümlerdi. Genel olarak kitabı sevdim evet karmaşık, geçişler çok sert ve bazı noktalar fazla uzatılmış ama genel olarak sevdim diyebilirim. Ölüme ve insana farklı bir bakış açısı sunan bu kitabı öneririm. Bir şans verin. Bir başka kitapta görüşmek üzere hoşça kalın...

   PUAN: 3.9 

29 Ağustos 2025 Cuma

Yeşilin Kızı Anne -2- Kitap Yorumu


  ARKA KAPAK YAZISI : Hayal kurmayı her şeyden çok seven Anne Shirley’nin maceraları hız kesmeden devam ediyor. Hiç sevmediği kızıl saçları, çilli yüzü ve tuhaf hayal gücüyle GreenGables’a gelip herkesi büyüleyen bu küçük kız artık

16 yaşında ve “neredeyse” bir yetişkin.

Avonlea Okulu’nda öğretmenlik yapmaya başlayan Anne, sevimli ama bir o kadar da yaramaz öğrencilerine sevgiyi, dostluğu ve hayal gücünün sınırlarını keşfetmeyi öğretir.
Bir yandan da eski dostları ile Avonlea’yi güzelleştirmeye karar verirler ve beraber Avonlea’yi Geliştirme Derneği’ni kurarlar.
Her macerada Anne biraz daha büyüdüğünü fark eder. Peki, hayalperestliği ile bir zamanlar herkesi şaşkına çeviren bu genç kız, sorumluluk sahibi bir yetişkin olabilmeyi başarabilecek midir?

Çok ses getiren serinin ikinci kitabı
Yeşilin Kızı Anne II, okurları ilk gençlikten yetişkinliğe uzanan o çetref illi yolu keşfetmeye çağırıyor.


YAZAR : L. M. Montgomery

ÇEVİRMEN : Çiğdem Köfüncü

YAYINEVİ : Ephesus Yayınları

SAYFA SAYISI : 407

YORUM: Herkese merhaba uzun yıllar önce ilk kitabını okuduğum Yeşilin kızı annenin ikinci kitabını sonunda okudum. İlk kitabın sonu beni o kadar etkilemiş ki ikinci kitabı okumak bana büyük bir yük gibi geldi. İlk kitabın sonunda yaşanan olay beni çok üzdü. Hiç böyle bir şey beklemiyordum. Çünkü netflix dizisinde böyle değildi. Bunu atlatmak epey bir vaktimi aldı. Anne’in o kendine özgü dünyasını ve kasaba hayatını özlediğimi hissettiğimde ikinci kitaba başladım. İlk kitabı unutmuşum tabi hatta diziyi bile. İkinci kitabı yakalamak için kitaptan bazı bölümler okudum ve kısa kısa dizi bölümlerine göz attım. Sonrasında her şeyi hatırladıktan sonra kitap aktı gitti.


Zihnimi sakinleştiren, içsel dünyama yolculuklar yaptığım bir okuma oldu. Sıkışmışlık hissine iyi gelen bir seri olduğunu düşünüyorum. Eski zamanlarda geçen ara ara doğa tasvirleri okuyup Anne’nin dünyansına girdiğimiz şimdiki zamandan çıkıp o zamana gittiğim bir kitap oldu. Olayların basit ve sakin olduğu, insan ilişkilerinin çıkarsız ve gerçek olduğu zamanlardan bir kitap okumak bana iyi geldi. 3. Kitabı araya zaman girmeden okumak istiyorum. Ara ara bu seriyi okuyarak Anne’in tüm hayatına şahitlik etmek istiyorum. Okuyacak olan okurlara şimdiden iyi okumalar dilerim ❤


13 Ağustos 2025 Çarşamba


 AYAŞLI İLE KİRACILARI KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK:

 "Memduh Şevket Esendal Bütün Eserleri" dizisinin ilk kitabı olan Ayaşlı ile Kiracıları, yazarın en önemli yapıtlarından biridir. 

1946 CHP Roman Ödülü'nü de alan yapıtta Memduh Şevket Esendal, cumhuriyetin ilk yıllarındaki Ankara'dan bir kesit sunar. Eğitimleri, uğraşları, dünya görüşleri farklı insanların ilişkilerini büyük bir ustalıkla sergiler; onların kişiliklerinde, dönemin bütün özelliklerini yansıtır.

Türkçenin Çehov'uolarak bilinen Memduh Şevket Esendal'ın Ayaşlı ile Kiracıları eseri, edebiyat tarihimizin kilometre taşlarından biridir. Esendal ince mizahı, gösterişsiz dili ve büyüleyen sadeliği ile yazın tarihimizde önemli bir yer edinmiştir.

YAZAR: MEMDUH ŞEFKET ESENDAL 

YAYINEVİ: BİLGİ YAYINLARI 

SAYFA: 268 

YORUM:  Bugün size adını çok duyduğunuz Türk klasiklerinden biriyle geldim. Ayaşlı İle Kiracıları uzun zamandır kütüphanemde duruyordu, kitaptan beklentim de çoktu açıkçası.  Özellikle Ankara'da geçen romanlara ayrı bir ilgim oluyor fakat ne yazık ki bu eserde Ankara'ya dair hiç bir şey yok. Ne sokak, mahalle adları ne de şehrin tarihine ilişkin bir bilgi verilmemiş.  Kitabın başında Ayaşlı İbrahim Efendiden  bahsedilmese kitabın nerede geçtiği tartışmalı olabilirdi diyebilirim.  Ayaşlı İbrahim Efendi bir apartman tutarak odalarını kiraya veriyor ve geçimini bu şekilde kazanıyor biz de bu odalara, evlere taşınan insanların hikayelerini okuyoruz. Kitapta olay nerdeyse yok bir nevi insan portreleri okuyor gibisiniz. Diyaloglar çok kısa, betimlemeler eksik ve bu beni kitaba odaklanma konusunda biraz zorladı. 

Kitabın Cumhuriyetin ilk yıllarına, bürokrasiye ve değişen ahlak yapısına eleştirilerin olduğu ufak yerler var fakat bunlar çok kıt. Kitap bittikten sonra Fethi Naci'nin yazdığı Yüz Yılın 100 Türk Romanı adlı incelemesinde bu kitaba ayrılan bölümü de özenle okudum burada Naci eleştirilerin daha çok olduğu fakat yazarın kırparak bu eleştirileri azalttığına dair bir anlatı var. Böyleyse çok üzücü çünkü CHP Roman Ödülü alabilmesini yolu bu muydu diye sormadan edemedim....  Kitap bana çok hitap etmedi açıkçası. Diyaloglar benim için inandırıcılıktan uzaktı, şehrin, mekanın kullanımı ve tasvir oldukça kıt, kahramanların ruhsal çatışması nerdeyse yoktu. Okuduğum için elbette mutluyum mutlaka bana bir şeyler kattığını düşünüyorum ama keyifli zaman geçirdiğimi söyleyemem. Keyif için değil öğrenmek, Türk Edebiyatına farklı bir gözle bakmak için okuduğum ve öyle anımsayacağım bir eser oldu. 


PUAN: 2.9 

26 Temmuz 2025 Cumartesi


 DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU KİTAP YORUMU: 

-Elimdeki baskının arka kapak yazısı mevcut değil. Yazarın portresi bulunuyor- 

YAZAR: PEYAMİ SAFA

YAYINEVİ: ÖTÜKEN NEŞRİYAT (1993 BASKISI)

SAYFA: 114

YORUM: Herkese merhaba bugün Türk klasikleri dendiğinde akla gelen bir kitapla geldim, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu... Okumak için biraz geciktim mi? Evet ama olsun anlayarak, yorumlayarak ve tam bir tahlille okumak çok önemli. Bazı klasiklerimiz lise, ortaokul gibi erken yaşlarda bir ödev gibi dayatıldığında bence o eserlerin kıymeti kayboluyor. Gençler bu kitapların maneviyatından çok alacakları nota odaklandıkları için özümseyemiyorlar ve hatta Türk klasiklerine bir nebze duvar örüyorlar. Benim elimdeki bu baskı gibi günümüz Türkçesinden bir nebze uzak olan baskılara zaten hiç yaklaşılmıyor. Neyse burada beylik laflar etmeyeceğim. 

Ben kitabı çok sevdim. Yazarın da hastane günleri göz önüne alındığında kitabın bir hastanın psikolojisini yansıtmaktaki başarısının kaynağı anlaşılıyor. Kitapta ki karakterin ismi yok. On beş yaşında olduğunu biliyoruz. Bacağından mustarip. Yedi senedir ağrısız, acısız yürümenin hayalini kuruyor genç adam. Uzak bir akrabası olan Paşa ona kol kanat germese belki de çok daha kötü olacak her şey. Hem Paşa'nın kızıyla da çalkantılı bir gönül ilişkisi içinde bu hasta genç. Kendinden dört yaş büyük Nüzhet ile hem kardeş gibiler hem de kardeşliğin ötesine geçen anlar paylaşıyorlar herkesten gizli. 

Aşık genç adam ama oluru yok gibi. Ayrıca önemli bir hekim de Nüzhet'e talip alıp Berlin'e götürmek niyetinde. Tüm bu olanların ardında genç adamın psikolojisi ve hekimlerle mücadelesi anlatılıyor romanda. Bacağı her an kesilebilir çünkü. Bir uzvun geride bırakacağı boşluğu kendince kıyaslıyor genç adam. Bir diş eksildiğindeki kalan boşluk hissini bacağında hissettiğinde ruhu daralıyor. Bir yandan çok okumak, çok yazmak derdinde ama hayat müsaade etmiyor.  İşte böyle... Kısa ama derin bir kitap. Olaylardan çok psikolojik çözümlemelerle öne çıkıyor. Önerimdir okuyalım efendim. 

PUAN: 3.8 

24 Temmuz 2025 Perşembe


 BİR KUZEY MACERASI KİTAP YORUMU: 


ARKA KAPAK: Jack London’ın 1900 yılında yayımladığı Kurdun Oğlu adlı derlemenin içinde yer alan Bir Kuzey Macerası, Homeros’un Odysseia destanını andıran, zorlu engellerle dolu, çetin ve “dönüştürücü” bir yolculuğun hikâyesidir. Aleut adalarındaki Akatan’da yaşayan kabile reisi Naass, evlendiği gün karısı Unga’yı denizden çıkıp gelen sarı saçlı beyaz bir adama kaptırır. İki metreyi aşan boyuyla bir devi andıran, “tanrıların dünyanın ilk dönemlerindeki erkekleri örnek alarak kalıba döktükleri” bu adam, Unga’yı sırtına vurduğu gibi gemisine atlayıp oradan uzaklaşmıştır.

Naass intikamını almak üzere azılı düşmanının peşinden yollara düşer. Dünyayı dolaşıp bilgi ve görgüsünü artıracağı, macera dolu yıllar beklemektedir onu…





YAZAR: JACK LONDON

ÇEVİREN: LEVENT CİNEMRE

YAYINEVİ: İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

SAYFA: 51

YORUM: Herkese merhaba bugün yine bir London kitabıyle geldim. Bu bir kitabın içinde bulunan ufak öyküyü tek basmayı düşünmüş yayıncılarımız. Bence doğru bir karar değil sanki. Artıca şunu da başlatan söylemek gerek bence London'un romancılığı hikayeciliğinden daha iyi.  Arka kapakta konu gayet iyi anlatılmış ben de kısaca değiniyim. Düşman ailelerin çocukları bir şekilde evlenmeye kara veriyor. Aileleri arasında bizim kan davası gibi bir mesele var ve Naass bunu bitirmeye kararlı ve Unga ile evlenerek bu meselenin üstesinden gelmek derdinde. Kutupların hırçın çocukları bir şekilde evlenecekken tamda düğün gecesinde yabancı çok yakışıklı bir fok avcısı diyarlarına gelir. Unga'yı kaçırır daha doğrusu başta kadının rızası yok gibidir ama sonra kocasına çok aşık olacaktır. Tabii ki bu durumu onur meselesi yapan Naass diyar diyar dolaşarak karısını daha doğrusu karısı olacak kadını ve onu kaçıran adamı aramay başlar. Çok ince bir kitap olduğu için derinlikli anlatım beklememek gerekir. Yüzeysel bir anlatı, kısa vakitlerde kafa dağıtmak için okunur ama ben London'dan daha fazlasını bekledim açıkçası. 

PUAN: 2.9