function goClicked() { $('#yunero').empty().append(' loading ...'); youTubeURL=$('#youTubeUrl').val(); loadYunero(); }

16 Mayıs 2026 Cumartesi


 UYUYAN ADAM KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

Georges Perec'ten, acı, umut ve doğruluğa dair bir roman...

"İnsanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? Ne diye kendinden nefret edesin ki? Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar âleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. 


Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan yaratma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet."


YAZAR: GEORGES PEREC


ÇEVİREN: SOSİ DOLANOĞLU 


YAYINEVİ: METİS YAYINLARI


 SAYFA: 105 


YORUM:  Herkese merhaba bugün Fransız Edebiyatının önemli isimlerinden Perec ile geldim. Uyuyan Adam benim yazarla tanışma kitabım oldu. Sayfa sayısı az ama içi epey yoğun bir kitaptı.  Sakin bir döneminizde sindirerek okumanızı öneririm.  Kitap bir vazgeçişin romanı, bir hiçin romanı. Hiç bir şeyin hiç bir şekilde anlatılamayacağını sanmayın Perec anlatıyor. Tekdüzeliği, sıkıcılığı sizi epey bunaltarak yaşatıyor kelimelerle. 

25 yaşında bir üniversite öğrencisi. Sosyoloji okuyor. Bir gün uyandığı köhne apartından çıkmıyor dışarı. Hem de sınav günü. Vazgeçti artık. Eşikteydi son adımını hareket etmeden attı aslında. Hiç bir şey yapmayarak geçti sınırı. En büyük hareketi de bu oldu, artık vazgeçti. Hiç oldu, hiçlik oldu. İnsanlardan ne nefret etti ne de sevdi. Sadece savruldu yaşadı. Unuttu, hatırladı ve anlamlandırmaktan kaçındı. 

Kitap zihin akışı tekniği ile ilerliyor. Rüya ve uyanıklık arasında yıldızların parladığı sayfalar vaat ediyor size bu karmaşık zihin. Okuması zor, kelimeler etkili. Bir de sondaki yayıncının notu gayet yerinde. Peki o halde bir başka kitapta görüşmek üzere. 


PUAN: 4.0 

12 Mayıs 2026 Salı


 BAHÇIVAN VE ÖLÜM KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

"Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”

Hayatının uzun yıllarını bahçesine vakfetmiş olan babasının, “omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas” gibi gördüğü ve idealize ettiği kişinin ölümünü anlattığı bu kitabında Georgi Gospodinov, yeri doldurulamaz bir kayıp karşısında hissettiklerini içten ve etkileyici bir dille aktarırken, aynı zamanda hayat ve ölüm üzerine, sevgi ve yas üzerine, varoluşumuzu anlamlandıran ve yola devam etmemizi sağlayan şeyler üzerine derin bir tefekküre dalıyor.

“Onun bugüne kadarki varlığı, benim kendi varlığımı, çocukluğumun varlığını doğruluyordu. Öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor, onları ben uyandırıyorum – tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için. İstemli ve istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor, net görülmeyen yerleri temizliyor veya uyduruyor. Kabul etmeliyiz ki bu, vefat edene yönelik bir bellek çalışması olduğu kadar, kendimize de yöneliktir, benmerkezci, bir anlamda kendimizi kurtarmaya, birinin gidişinden sonra hayatta kalışımızı anlamlandırmaya yönelik bir uğraştır. — Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?”


YAZAR: GEORGİ GOSPODİNOV


ÇEVİREN: HASİNE ŞEN KARADENİZ


YAYINEVİ: METİS YAYINLARI


SAYFA: 200


YORUM: Herkese merhaba bugün çok popüler olan bir kitapla geldim. Yazarın 2023 yılında Uluslararası  Booker Ödülü'nü kazanmasıyla ülkemizdeki popülaritesi ciddi miktarda arttı. Ben de yazarın kitaplarını gözüme kestirmiş olsam da bir türlü edinip okuma fırsatı yakalayamamıştım. Ta ki Bahçıvan ve Ölüm isimli ağıt romanı yahut anı kitabı yayımlanana kadar. Yazar Bursa'ya imzaya da geldi diye biliyorum edebiyatımızın önemli isimleri de yazarla tanışmak için oradaydı.  Bütün bunlar ülkemizde yayımlanan son kitabı edinip biran önce okuma isteği uyandırdı içimde. Bazı aksilikler yüzünden bu süre gecikti ve benim kitaba olan beklentim gün geçtikçe arttı. Çünkü herkes bu kitabı konuşuyordu. 

Sadede gelelim. Okudum. Beklediğim bir üslup yoktu kitapta. Biraz daha kurgusal bir metin bekledim. Zaman kavramının daha net olduğu bir başlangıç ve olay örgüsü okumayı beklediğim için anı tarzında yazılan metne  biraz mesafeli yaklaştım. Belki de yazara başlamak için doğru kitap değildi. Yanlış anlaşılmasın eser etkili, güçlü ve elbette güzel. Ama paylaşımlar, reklam çalışmaları vs. beklentimi çok arttırdı. Biraz Gorki'nin üçlemesi tarzında bir şeyler okuyacağım sandım. 


Yazar babasının ölümü üzerine bir ağıt olarak kaleme almış kitabı. Yaşlı adamın hastalığının son demleri ve ölümü çaresizce beklemenin o garip hisleri... Yaşayan birinin anlatımı olduğu çok bariz. Çok gerçek bir acı, keder var kitapta. Babasıyla yaşadığı mutlu, hüzünlü yahut komik anıları okurken hasta adamın son zamanları ve ölümü anlatılıyor. Daha sonra kitabın sonlarına doğru daha içe dönük bir anlatı. Bununla nasıl başa çıkmaya çalıştığı ve insanın ölüm karşısındaki çaresizliği. Çaresizliğe boyun eğip bir şekilde devam edişi... 

Ben kitabı beğendim. Sadece o kadar da değilmiş dedim içimden. Belki benimle alakalıdır. Sizler okuyun dostlar. 


PUAN:4.0 


24 Nisan 2026 Cuma


 SARI YÜZ KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

Çoksatan listelerinden uzun süredir inmeyen, son yılların en çok ses getiren romanı SARI YÜZ şimdi Türkçede!
GOODREADS YILIN EN İYİ ROMANI
İNGİLİZ KİTAP ÖDÜLÜ YILIN KURGU KİTABI
Athena Liu edebiyat dünyasının sevgilisi, June Hayward ise kelimenin tam anlamıyla bir hiç kimseydi. June, delice kıskandığı arkadaşının bu başarısını Amerikalı-Çinli olmasına, kendi başarısızlığını da normal bir beyaz kız olmasına bağlıyordu.
TEHLİKELİ YALANLAR
Athena korkunç bir kazada ölünce June onun yayımlanmamış kitabını çalacak, Juniper Song adıyla kendi romanıymış gibi yayımlayacak ve çoksatanlar listesini kasıp kavuracaktı.
KARANLIK SIRLAR
Ancak kanıtlar ve gizemli bir Twitter hesabı June’un çalıntı başarısını tehdit ettikçe June hak ettiğini düşündüğü şöhreti elinde tutmak ve bu korkunç sırrı tüm dünyadan saklamak için ne kadar ileri gidebileceğini keşfedecekti.
ÖLÜMCÜL SONUÇLAR
Sonrasında olanlar ise tamamen diğerlerinin suçu.
F. Kuang’ın sansasyon yaratan romanı, pandemi sonrası dünyanın hâlini çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Sarı Yüz, ilk sayfadan son sayfaya temposunu hiç düşürmeden, çeşitlilik, ırkçılık ve kültürel sömürü gibi önemli meseleleri işlerken sosyal medyanın ürkütücü yüzünü de etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor.
“Edebiyat dünyasının yıldızı Kuang’dan şahane bir hiciv.” –Publishers Weekly
“Bu harika bir kitap. Suç, hiciv, korku, paranoya, kültürel yağmacılığın yarattığı sorunlar, sosyal medyadaki çirkin olaylar… Elden bırakması zor, unutması daha da zor.” –Stephen King
“21. yüzyılın en önemli kitaplarından biri.” –The New York Times

YORUM:  

Herkese merhaba bugün size bir popüler kültür kitabıyla geldim. Normalde çok okuduğum bir tür olamamakla birlikte konusu dikkatimi çekmişti. Yayıncılık dünyası, intihal, gölge yazar... Ee konu yazmak olunca merakıma yenildim. Açıkça en baştan söylüyorum beğenmedim. Yayınevinin yaptığı reklamlar, bazı hesapların abartılı yorumları bu kitabı gerçekten çok abartmışlar. Kitaptaki dil özellikle beni çok rahatsız etti. Markalar, yeni neslin kullandığı garip dilin bazı yansımalarını taşıyan üslup bana hiç hitap etmedi. Hikaye de öyle. İlerlemeyen bir yapıdaydı. Bir şey olacak derken hiç o bir şey olmadı.  Biri başarılı diğeri oldukça silik iki yazarın hikayesi bu. Arkadaş rolü yapıyorlar ama değiller. Biri onun yanında daha havalı hissediyor diğeri onunla takılmanın havalı olduğu kanısında. Hem de özendiği kişinin hayatına yakından bakabilmek umudunu taşıyor. İşte gün geliyor başarılı yazar bir kaza sonucu ölünce diğeri daktilo yazması taslağı çalıyor.  Gerisi biraz edebiyat sosyetesi, yazar yayınevi ilişkilerinin Amerika versiyonu. Meraklısı okusun diyelim. 

Bir başka kitapta görüşmek üzere hoşça kalın. 


PUAN: 2.7 

7 Nisan 2026 Salı


 KARDEŞİMİN HİKAYESİ KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

 Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalı’nın kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir. Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız. 


YAZAR: ZÜLFÜ LİVANELİ

YAYINEVİ: DOĞAN KİTAP

SAYFA: 325 

YORUM: Herkese tekrar merhaba bugün edebiyatımızın önde gelen isimlerinden Livaneli'nin çok sevilen bir kitabıyla geldim. Elimde bir çok Livaneli eseri olmasına rağmen uzun zamandır okumayı erteliyordum. Nedeninin bilmiyorum sanırım zamanını bekliyorlardı. Sonunda o zaman gelmiş olacak ki elim Kardeşimin Hikayesi'ne gitti. Kitabın bir kaç yorumunu inceledim ve çok sevildiğini gördüm. Heyecanım kaçmadan hemen okumaya başladım. Çok akıcı oldukça merak uyandırıcı başladı kitap sonra çok geçmeden bir şeylerin farkına erken vardım sanırım. Bu fark ediş biraz merak duygumu törpüledi. Çok okumak mı bu defoyu yaratıyor, yazmak mı büyüyü kaçırıyor bilmiyorum ama bu erken uyanma duygusunu seviyorum. O yüzden olacak kitabın sonu çok çarpıcı gelmedi bana ama yine de çok güzel bir kitap okudum. Öncelikle psikolojik ağırlığı olan bir ucunda da bir cinayet ile okuru kavramaya çalışan kurguyu okuyoruz. Polisiye tarafına biraz daha ağırlık verilmesi kitabı daha katmanlı hale getirmek ve cinayetin sonunda beklemediğimiz bir şekilde psikolojik yoğunluğunu her sayfada hissettiğimiz ana kahraman bağlanması daha güzel olurdu.  Neyse uzattım. Kitabın konusuna geçelim. 

Karadeniz kıyılarına bakan bir sahil kasabasında geçiyor roman. Kalabalıklardan bunalan eski bir mühendis Ahmet Arslan burada kendisine ait bir düzen kurmaya çalışıyor. Takıntıları olan, çok okuyan bu karakter insanlardan da pek haz etmiyor. Hatta o kadar ki kendisine dokunulmasına tahammül edemiyor. Şirin kasabada beklenmedik bir cinayet işlenince genç ve güzel olan gazeteci kızımız bir röportaj için Ahmet Arslan'ı rahatsız ediyor ve hem cinayet hem de bu iki kahramanın hayatlarına odaklanan bir anlatı başlıyor. Arka kapakta dediği gibi bir tür Şehrazat temeline oturtulan bu anlatma ve dinleme durumunun tam bir temellendirmesi yapılamamış gibi hissetim. 

Daha fazla anlatıp tat kaçırmak istemem meraklısına öneridir efendim. Hoşça kalın. 



PUAN: 3.8

20 Mart 2026 Cuma


 DUMAS KULÜBÜ KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

2016 yılında İspanya’nın en önemli on yazarından biri seçilen Arturo Pérez-Reverte, Dumas Kulübü adlı kitabında postmodern polisiyenin gücünü, matematik ve yazın dünyasıyla kusursuz bir şekilde harmanlıyor. Kitabın kahramanı Lucas Corso, Dumas’nın Üç Silahşorlar adlı kitabının kayıp bir bölümüyle Dokuz Kapı adlı başka bir kayıp metnin ilişkisini araştırırken, bir yandan da kendini Lucifer efsanesinin gizemli labirentinin tam ortasında buluyor.

Yayıncılık ve kitap koleksiyonculuğunun geçmişteki sırlarını keşfedip bulmacayı tamamlamak isteyen her kitapseverin soluk soluğa okuyacağı bu roman, Şeytan’ı, okuru ve yazarı karşı karşıya getirip beklenmedik bir sona doğru yol alıyor.

The New York Times’ın dikkat çeken kitaplar listesinde yer alan Dumas Kulübü, okuru kendisiyle yüzleştiren şaşırtıcı

bir başucu kitabı..

YAZAR: ARTURO PEREZ-REVERTE

ÇEVİRMEN: PERAL BAYAZ CHURUM

YAYINEVİ: NORA KİTAP

SAYFA: 448 

YORUM: Herkese merhaba uzun süredir elimde olan Dumas Kulubü sonunda bitti. Kitabı çok severek, merak ederek almıştım. Ne yazık ki aldığım nüshanın bir sayfası yırtık çıktı ve daha sonra tekrar almam gerekti. Araya kitaplar girince kaldığım yerden okumak yerine baştan başladım.  Kitap gerçekten edebiyat aşıklarına hitabeden edebiyat dolu bir eser onu söylemeliyim.  İlk yarısı çok güzel ve heyecanlı bir okuma sundu ama sonu çok tatmin edici olmadı benim için. Bunları söyledikten sonra biraz konusuna değinebilirim artık.

Eser tanına bir editörün ölümüyle başlıyor. Bu  editör ölmeden önce elindeki Üç Silahsorlar'ın kayıp el yazmasını La Ponte isminde bir kitapçıya satıyor. La Ponte de sadık dostu kitap avcısı Lucas Corso sayesinde el yazmasının gerçekliğini teyit etmek niyetinde. Fakat el yazmasının peşinde olan başka karanlık insanlarda var... 

Lucas Corso el yazmasını korurken bir yandan da ünlü kitap koleksiyoncusu Varo Borja'nın Dokuz Kapısı ile ilgileniyor. Bu kitap ile Orta Çağa ve engizisyon  mahkemelerine, mistik güçlere uzanıyoruz. Elbet bir anda iki kitabın ortak yönleri çıkıyor piyasaya. Yaşanan olaylar iki eserin bağlantılarını gösteriyor. Karanlık güçler, bilinmeyen düşmanlar ve elbet Dumas'ın Üç Silahşorlar kitabının kurgusuyla iç içe geçen kovalamacalarla kitap doruk yapıyor. Dumas ruhunu şeytana mı sattı? Bu kadar başarılı olmasının nedeni bu muydu? Üstelik şeytanla özlesen Dokuz Kapı da yaşarken çok uzaklarında değilmiş halbuki... 

İşte böyle, bu sorularla hem ünlü yazarın hayatına hem ünlü serinin detaylarına odaklanarak neredeyse bir polisiye okuyoruz. Sonu tam olarak tatmin edemese de güzel kitaptı. Edebiyatla, sanatla iç içe bir roman okumak güzeldi. Şimdiden iyi okumalar... 

PUAN: 3.9 /5

17 Şubat 2026 Salı


 BİR MÜLKİYET KALESİ KİTAP YORUMU: 

ARKA KAPAK: 

“Biz Türk sanatçıları üç şeye şiddetle muhtacız: Kültüre, sağlam bir dünya görüşüne, bu görüşün ışığında Türkiye’yi ve Türk insanını -Osmanlılıktan bugüne kadar- kendimizce anlamaya, tanımaya...”

Toplumu tanımak için önce kendine, memleketi anlamak için önce evine döner insan.
Kemal Tahir’in, kişisel tarihini doğduğu evin hikayesi üzerinden naklettiği bu otobiyografik roman, bize aynı zamanda imparatorluğun çatırtılarından milletin varlık mücadelesine uzanan çalkantılı yılları anlatıyor. İnsanın, kendisinden daha uzun ömürlü olan mülkiyet ile kurduğu ontolojik ilişkinin, mekanın poetik anlamlarını da gözeten taraflarıyla bir tür zaman nehrine dönüştüğü Bir Mülkiyet Kalesi, büyük romancımızı daha yakından tanımak için bir referans niteliğinde.

YAZAR: KEMAL TAHİR 

YAYINEVİ: KETEBE YAYINLARI

SAYFA: 580 

YORUM:  Herkese merhabalar uzun bir aradan sonra yine bir kitapla geldim. Kemal Tahir kitaplarını çok seviyorum. Esir Şehir üçlemesi ile külliyatına başladığım yazara Kurt Kanunu'yla devam etmiştim ve şimdi de otobiyografik eseri ve ailesinin hikayesini anlattığı Bir Mülkiyet Kalesi'ni okuyarak devam ediyorum. Bu kitap yazarın ölümünden sonra önce tefrika hakinde yayımlanmış sonra bütünlüklü bir roman olarak derlenmiş bunu kitabı okumaya başlamadan bilmek önemli.

 Bunlardan  kaynaklı olsa gerek yazarın diğer kitapları gibi tam bir bütünlük halinde değil diyebilirim. Olaylar kopuk, karakter analizi ve psikolojik gelişim biraz zayıf hissettiriyor. Yazarın ömrü vefa etseydi ve düzenleseydi elbet çok daha güzel bir kitap ortaya çıkarmış. 

Bu haliyle de oldukça iyi bir kitap fakat bir yerden sonra fazlaca "tarih dersi" gibi hissettirdiği için biraz yavaş okudum. Yer yer Nutuk'tan ve ismi geçen tarihi kişiliklerin notlarından uzun alıntılarla bitmek bilmez diyaloglar hatta monologlar mevcut. Bunlar elbette okumayı güçleştiriyor.  Kemal Tahir'in ailesi ve çocukluğu hakkında edinilen bilgiler, çocukluk anılarına yakından bakmak, kitaplarında ve ileriki yaşamında fikir dünyasını etkileyen şeylerin tohumunu görmekte de elbet çok keyifli. Tamamını sıkılmadan okudum diyeceğim bir kitap olmasa da odağınızın nerde olduğu çok önemli. Yazarı daha iyi tanımak, dönemi yakın bir şahitten dinlemek isterseniz güzel bir kaynak. 

Bir çok kaynakta aslında yazara bu kitapla başlanması öneriliyor ben önermem açıkçası. Bu kitapta yukarıda da bahsettiğim gibi bazı sorunlar var ve bu sorunlar yazara aşina olmayan kişileri korkutabilir. 

Kitabın konusu zaten malum oldu. Kemal Tahir'in babasının başkahraman olduğu kitap, 2. Abdülhamid'in sarayında başlıyor ve milli mücadelenin sonuna kadar hem harp hem siyasi tarihe bolca değinerek bize sıcak bir aile ama korkunç bir savaş gerçekliği sunuyor.  Eseri bitirdikten sonra İsmail Coşkun ve Emrah Sefa Gürkan'ın hazırladığı programı da izlemenizi öneririm. Proje yöneticisi İsmail Coşkun eserin yarım kalmışlığını, eksik ve iyi yanlarını anlattığı güzel bir program olmuş. 

Şimdiden iyi okumalar. 

11 Şubat 2026 Çarşamba

Rüya Dükkanı 2 Kitap Yorumu

 

ARKA KAPAK YAZISI : Herkese merhaba 🌙


Bugün sizlere Rüya Dükkânı serisinin ikinci kitabından bahsetmek istiyorum. İlk kitap gibi bu kitapta sakin  bir anlatıma sahipti. Olaylar temposuz ve biraz da merak uyandırmadığı için uzun bir sürede bitirdim. Fakat bu yavaşlık zihnini dinlendirmek isteyenler için birebir olabilir.


İkinci kitabı da bitirdikten sonra gerçekten rüyaların satın alınabileceğine inanmak üzereyim diyebilirim. Yazar, rüyalarla ilgili her ayrıntıyı öyle özenli ve anlamlı bir kurguya oturtmuş ki, okurken kendinizi o dünyanın içinde buluyorsunuz. Rüyaların neden var olduğu, neye hizmet ettiği ve insan hayatındaki yerleri üzerine kurulan dünya gerçekten çok etkileyiciydi.


Bu seri, rüyalara bakış açımı değiştirdi ve hayal dünyamı genişlettti. oldu. Aslında iki kitaplık büyük bir olay örgüsü yok. Daha çok atmosferi ve verdiği hissiyat ön planda.


Eğer zihninizi biraz dinlendirmek istiyorsanız bu seriye bir şans verebilirsiniz.


Şimdiden keyifli okumalar 

Yazar Mi-ye Lee, Rüya Dükkânı 2 ile okurlarını gizemli kasabanın derinliklerinde keşfe çıkarıyor ve onları, ruhu okşayan hikâyelere sahip özel insanlarla tanıştırıyor.

YAZAR : Mi-Ye-Lee

 ÇEVİRMEN : Tayfun Kartav

YAYINEVİ : Peta Kitap

SAYFA SAYISI : 269
YORUM
:  Herkese merhaba 🌙


Bugün sizlere Rüya Dükkânı serisinin ikinci kitabından bahsetmek istiyorum. İlk kitap gibi bu kitapta sakin  bir anlatıma sahipti. Olaylar temposuz ve biraz da merak uyandırmadığı için uzun bir sürede bitirdim. Fakat bu yavaşlık zihnini dinlendirmek isteyenler için birebir olabilir.


İkinci kitabı da bitirdikten sonra gerçekten rüyaların satın alınabileceğine inanmak üzereyim diyebilirim. Yazar, rüyalarla ilgili her ayrıntıyı öyle özenli ve anlamlı bir kurguya oturtmuş ki, okurken kendinizi o dünyanın içinde buluyorsunuz. Rüyaların neden var olduğu, neye hizmet ettiği ve insan hayatındaki yerleri üzerine kurulan dünya gerçekten çok etkileyiciydi.


Bu seri, rüyalara bakış açımı değiştirdi ve hayal dünyamı genişlettti. oldu. Aslında iki kitaplık büyük bir olay örgüsü yok. Daha çok atmosferi ve verdiği hissiyat ön planda.


Eğer zihninizi biraz dinlendirmek istiyorsanız bu seriye bir şans verebilirsiniz.


Şimdiden keyifli okumalar